Yazmayacağım Sana

Yazmayacağım sana.

Ne kuru bir mahşerin orta yerinde irin yuvası yapan koca gözlerinin şenliğe çevirdiği tapınakları, ne bir bayram sabahı yaşatan fileli kız çocuğu elbiseni. Unutkanlığımın baş mümessili olan yaşlı gecelerde mat bir gökyüzüne yakışıksız duran mehtapsız sabahlamalarda geçecek adın. Hiç tanımadığın bir adam ağzında tutacak onu, ama yakışmayacak. Her ses beni hatırlatacak sana, ama ben, yazmayacağım sana. Kirletilmiş ve muhakkak buruk randevuların hafif meşrep gecekondularında misafirleyeceksin, ama ben geçmeyeceğim sokağından. Merdiven basamaklarında unutulmuş boş şişeler birikecek, ama kimse hatırlatmayacak sana.

 

 

Yazmayacağım sana.

Tüm güzel şarkıların isimsiz, adressiz yabancısı olacaksın, ama herkes ezber edecek yalnızlığını. Ve kimse eşlik etmeyecek sana, en hayır bilmez türkülerde bile. Bir türkünün, bir şarkının, bir ağıtın en önemsiz kıtası olacaksın. Düşük hecelerinle kapılarda kalacak, eksik ve hüzünlü sözlerinle avuç açacaksın mahlassız şairlere. Ama kimse uzatmayacak elini sana. Çünkü kimse bakmayacak gözlerine.

 

Yazmayacağım sana.

Arkandan bakacağım yalnızca. Tanış bir türkü tutturacağım gidişine, bilmeyeceksin ama. Kirli nevresim parçasının kenarına işlenmiş ve hayatını bir leke olarak idame ettiren saç tellerini getireceğim sana. Önemsiz şeylerin doldurulduğu kirli torbaların en kuytu köşelerinde belirecek hatıraların. Ve sen, unutulmak için yaşanmış kirli bir hatıra olarak kalacaksın antik bir şehrin kirli tarihinde. Kimse hatırlamayacak seni. Hatırlayanlar yanlış hatırlayacak. İsimsiz, adressiz, aşksız ve yalnız bir sevdalanmanın yanlış adresi olacaksın. Kimse uğramayacak sokağına. Çünkü kimse yazmayacak sana.


Bir önceki yazımız olan başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz. || Bir sonraki yazımız olan başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.


Etiketler: